24 Mart 2016 Perşembe

Ali Ağaoğlu Haddini İyice Aştı

   Dün akşam eşimle yemeğimizi yedik ve geçtik televizyon karşısına. Her akşam olduğu gibi açtık Fox Tv'yi ve başladık Fatih Portakal'ı izlemeye. Biz diğer haberleri izleyemiyoruz artık. Çok sıkıcı, rutin aynı başlıkları okuyor bütün kanallar. Ama Fatih Portakal'ın yorumlarıyla haber bülteni zenginleşiyor ve rutinden çıkıyor bence.

   Neyse esas konumuza dönelim. Gün içinde olanları izliyorduk ki Ali Ağaoğlu ile ilgili bir haber var sırada, izleyin sonra yorum yapacağım dedi Fatih Bey. İzlemez olaydım. Rezilliğin, görgüsüzlüğün son noktası olmalıydı bu. Gözlerime, kulaklarıma inanamadım. Konuşması başından itibaren of sayttı. Ortanca hanım nedir? İnsan bunu söylerken bile utanır. 15 senedir İstiklal Caddesi'ne gitmiyormuş nostalji olmuş. En berbat cümlesi ise "Millet fakir karanfil bırakıyor, biz gül bırakalım dedik". Ve bu cümlenin ardından kendisi ve yanındaki yalakalarının iğrenç kahkahaları...






   Bu nasıl bir kafa yapısıdır. İnsan mısın sen? Terörde vefat edenler için gidiyorsun oraya, açılışa ya da eğlenceli bir yere değil. Bu durum espri yapılacak bir konu mu? Haddini aştı iyice bu adam. Birileri dersini vermeli. Bu ders verecek olanlarda bizleriz ama bizler tepkimizi birleşip gösteremiyoruz ne yazık ki.

   Sonradan görmelik böyle bir şey işte. Para var ama ne adamlık, ne insanlık, ne vicdan, ne görgü, ne mütevazılık vs. yok. Tamamen boş, terbiyesiz bir insan. Daha neler söylenir bu adama ama terbiyemiz müsaade etmez.

Gün olur devran döner sen o fakirlere el açarsın. Bunu unutma!!!

23 Mart 2016 Çarşamba

Kimyon'un En Önemli 5 Faydası

   Mutfakta elim altında olması gereken baharatlardan bir tanesi Kimyon'dur. Özellikle et yemeklerinde ve diğer yemeklerde bir tutam da olsa mutlaka kimyon kullanırım. Bu kadar sık kullandığım bir baharatın faydalarını araştırdım ve sizlerle paylaşmak istiyorum.

   Kimyon maydanozgiller ailesindendir ve Mayıs-Haziran aylarında çiçek açan otsu bir bitkidir. Anavatanı Mısır'dır ve Akdeniz Bölgesi'nde sıklıkla yetişir. Bizler kimyon tohumunu baharat olarak kulllanmaktayız.





Şimdi gelelim kimyonun en önemli 5 faydasına:

1. Sindirim: Kimyon sindirimin ağızda başlatılmasını sağlar. Mide ve barsaklarda sindirimi rahatlatır. Gaz oluşumunu önler ve karında oluşabilecek ağrılara karşı etkilidir.

2. Diyabet: Bu konuyla ilgili çalışmalar henüz devam etmektedir ancak şu ana kadar elde edilen sonuçlar umut vericidir. Kimyon tohumu ile beslenmenin hipoglisemi ve şeker hastalığı oluşma riskini azalttığı tespit edilmiştir.

3. Emzirme: Kimyon emziren annelerin mutlaka tüketmesi gereken bir baharattır. Kimyon tüketen annelerde süt miktarının arttığı görülmüştür. Ayrıca kimyonun içinde bulunan demir ve kalsiyumun da emziren annelerin sütünün besleyici değerini arttırmaktadır.

4. Cilt: Kimyonda bulunan fosfor ve E vitamini ciltte oluşabilecek sivilce, mantar, egzema ve sedef hastalığına karşı koruyucudur. Ciltteki yaşlılık lekeleri ve sarkmalara karşı da olumlu etkileri olduğu ve bu problemlerin ortadan kalkmasına yardımcı olduğu kanıtlanmıştır.

5. Kanser: Kimyonda bulunan antioksidan kompleks sayesinde; düzenli kimyon tüketen insanların kansere yakalanma riskinin azaldığı görülmüştür. Özellikle meme kanseri riskini azaltır. Eğer hastalık oluşmuşsa tedavi sürecinde kullanılması iyileşmeye yardımcı olur.

   Bu kadar faydalı bir baharatı mutfaklarımızdan eksik etmemeliyiz ve azar azar da olsa her yemekte kullanmalıyız. Herşeyi kararında kullanmak her zaman zarardan çok fayda getirir unutmayalım.

Şimdilik hoşçakalın ve takipte kalın :))

14 Mart 2016 Pazartesi

Blogta Ne Yazabilirim Diyenlere Bir Fikir...

   Eğer bir "niche blog" (Sadece bir konu üzerine açılan blog) sahibi değilsen, benim gibi her telden yazıyorsan ilgini çeken herşeyle ilgili bir yazın olur. Niche blog sahipleri yazı üretmek için belli zamanlarda sıkışabilirler ama detaylara inerek üretmeye devam ederler.

   Belli bir alanda uzmanlığın, hobin, araştırman vs. yok diyelim. Açtın bloğunu ve aklına bir şey gelmedi. İlgi çekecek, çok tıklanacak bir konu istiyorsun ama kafa durdu. İşte böyle durumlarda sana yardımcı olacak bir fikrim var. Belki biliyorsundur. Ama bilmiyorsan da bir bilgi daha eklenecek hazinene sayemde, ne mutlu bana :)

   Evet, sana bloğunda yazmak için fikir verecek site Google Trends. Bu siteye girdiğin zaman son 24 saat içinde en çok aranan konular önüne çıkacak. İstersen sadece Türkiye'ye istersen tüm dünyaya bakabilirsin.



   Özellikle güncel konularda yazmak istiyorsan ya da aklına yazacak hiçbirşey gelmiyorsa, sana fikir verecek site burası. Ben arada sırada bakıyorum buraya ve aklıma gelmeyecek konular, olaylar bir anda trend olmuş oluyor. Özellikle futbol haberleri daha çok bu trend listesine giriyor. Yani futbol ile alakalı blog sahibi olanlar bloglarını güncel tutuyorlarsa iyi bir trafiğe sahiptirler diye düşünüyorum.

   Amacımız Google'da bir yer edinmek, trafiğimizi arttırmak değil mi? O zaman Google'ın kendisinden yardım almak iyi bir fikir bence... Konunu belirledikten sonra daha önce bahsettiğim şu noktalara da dikkat edersen bir adım daha ileriye gitmiş olursun.

   Aklıma geldikçe ve tecrübe ettikçe bloglarımızın iyileşmesi ile ilgili paylaşımlarıma devam edeceğim. Sen de fikirlerini benimle paylaşmayı unutma :)

 Şimdilik hoşçakal ve takipte kal :))

12 Mart 2016 Cumartesi

Temizlikçin mi Var Derdin Var

   Ben çalışan bir bayanım. İşim de öyle masa başı falan değil. Gidiyorum köylerde ahırlarda geziyorum. E haliyle eve gelip ancak yemek yapabiliyorum, temizlik falan hak getire... Çamaşır, bulaşık makineleri akşamları çalışır, ütüler pazar günü yapılır (acil ütüler hariç). Cumartesi günleri de genelde gezeriz. Yani kısacası temizlik yapmaya vaktim yok benim. Vakit ayırabilirmiyim? Evet ama sosyal yaşantımı kısıtlamam lazım bu sefer de bu bana uymaz :)). Hal böyle olunca temizlikçi bi abla buldum. Her hafta gelip temizliyor evimi. Eyvallah çok güzel temizliyor evimi ama verdiğim ücret kadar bana masraf açıyor.

   Şu anda sinirle bloguma koştum anlatmak için (kocişe yeterince yakındım biraz da siz dinleyin :)) ). Bu kadar sinirlenmemin nedeni de bilenler bilir 9 aylık evliyim ve herşeyim yeni dolayısıyla.





Size madde madde yaptıklarını anlatayım:

1. Elektrik süpürgemin başlığını kırdı. "Ya canım ben borusuyla kenarları süpürcektim zorladım çıkaramadım böyle oldu". İyi de abla niye zorluyosun baktın çıkmıyo bırak.

2. Camları silerken salon ve yatak odamın kornişleri yerinden çıkmış. Nasıl olduğunu sormadım o da söylemedi. Tahminimce pervaza çıkarken perdelere tutundu ya da bastı.

3. Buzdolabımı temizlerken yurtdışından aldığım magnetlerden 2 tanesini kırdı. Büyük birşey olmayabilir sizin için ama benim için önemli. Yine de bişey demedim.

4. Ve en son sinirlerimi zıplatan olay. Arçelik mini telve kahve makinemin cezvesi elden çıktı. Kendine kahve yapacakmış makinede becerememiş, o cezveyi ocağa koymuş ve cezvenin altı erimiş çalışmıyo makinede. E be muhterem beceremiyosan ara sor di mi? Niye kafana göre formüller üretiyorsun? Hemen aradım söyledim "Tamam sen al ben veririm parasını" dedi. Kabul ettim bu sefer.

Normalde kabul etmezdim ama artık tak etti yani. Bu sefer yaptığının karşılığını versin ki daha dikkatli olsun. Sonuçta ben de parayı yerden toplamıyorum. 

Oh içimi döktüm biraz daha rahatladım :)).
O zaman ne diyoruz:
Şimdilik hoşçakalın ve takipte kalın :))

11 Mart 2016 Cuma

Bloglarda Trafiği Arttırmanın Yolları

   İnternetle haşır neşir olan herkesin bloglardan haberi vardır. Google amcaya bir şey sorarsın karşına çıkan sayfadaki sitelerin arasında illa ki bir blog adresi vardır. Heveslenirsin... Ben de yazmayı, bilgi vermeyi seviyorum, benimde tuzum olsun dersin. Bildiğim, araştırdığım konuları yazıya dökeyim, herkes baksın okusun sonra yorumlarda daha da detaylı sorular gelsin cevap vereyim istersin. Hemen nasıl açılır diye araştırırsın. Bir bakarsın ki çok kolaymış blog açmak. Sevinirsin artık benim de bir sitem var diye...

   İlk başlarda kafanda bir sürü konu vardır yazıp paylaşacağın. Hemen o konulardan bir tanesini yazarsın ve yayınlarsın blogunda. Sonra dakikada bir sayfa yenilersin, istatistikler sürekli karşındadır. Her baktığında koca bir "0" görürsün. Niye kimse beni bulmadı?, nerede yorumlar?, neden okumuyorlar? vs. deli sorular. Sonra kendi kendine dersin ki "Ya daha yeni paylaştım yazımı, herkes ekran başında beni mi bekliyordu sanki, yarına kadar elbet 100-200 kişi okur. Ben yarın blogumda paylaşacağım yayın için hazırlık yapiyim."

   Ertesi sabah kalkarsın hemen koşarsın blogunun başına. Bir sürü yorum vardır hepsine cevap vermem gerek diye heyecanlanırsın. Bloga giriş yaparsın ve gördüğün rakam senin hayal kırıklığındır. Kimse yok sadece 1 kişi gelmiş ve o da muhtemelen sensindir.

   Bu yazdıklarımı sen de yaşadın değil mi? Ben aynen bunları yaşadım işte. Sanki herkes beni bekliyormuş gibi düşünüyordum. Tabii ki "ağlamayana meme yok" lafı bloglarımız için de geçerli. Eğer günlük tutacaksanız kendi kendinize yazın tabii ki. Ama paylaşmak, birileri sizinle iletişime geçsin, fikir alış verişi yapsın istiyorsanız öyle kuru kuru yazmakla olmuyor bu işler.





Peki blog trafiğini arttırmak için neler yapılmalı :

1. Sosyal medyada aktif olunacak. Facebook, twitter, instagram, pinterest vs. Ben sosyal medyada blog yayınımı paylaşmazsam kimse gelmiyor bloguma açıkça söyliyim :)

2. Seo'yu bileceksin arkadaş. Aç internetten araştır bul. Ama ben sana yararlandığım bir adres vereceğim hadi yine iyisin hazıra kondun :)) Tıkla bakalım

3. Anahtar kelimeleri kullanmayı bileceksin. Ben bu siteyi kullanıyorum. Ne yapacaksın kısaca anlatayım. Bir başlık belirledin blog yayınına. Hemen yaz oraya arattır. Sıralamada başlarda çıkıyorsa rekabet edeceğin çok yazı, site vs. var demektir. O başlığa bir kelime daha ekle biraz değiştir ki rekabet azalsın sen daha kolay ön sıralarda çık google amcada. Sonra bir de o başlıktaki kelimeleri blog yayınında serperek kullan ki google amca seni bir güzel tanısın, trafiğinin artmasına yardımcı olsun.

4. Mutlaka görsel kullan. Bu kendi çektiğin fotoğraflar olursa çok daha iyi olur. Bir yerden alıyorsan alıntı yaptığını belirt.

5. En son ve en önemli madde bu. Benim bu yazımı kendi blogunda paylaş bak nasıl trafiğin artıyor :)). Şaka şaka... Düzenli özgün içerik gireceksin. Kolaya kaçıp kopyala yapıştır yapma. Kendi cümlelerini oluştur. Farklı konulara değin.

Ben kendi blogum için sıklıkla kullandığım yöntemleri yazdım. Daha detaylı bir sürü şey var ama bir zahmet onları da başka bloglarda ara, onların da trafikleri artsın :))

Şimdilik hoşçakal ve takipte kal :))



9 Mart 2016 Çarşamba

Dragon Food - Ejder Meyvesi Nedir ve Faydaları Nelerdir?

   Dragon Food yani Ejder Meyvesiyle balayı için gittiğimiz Koh Samui-Tayland'da tanıştım. Daha önce ne adını duymuştum ne de görmüştüm. Balayı yazım için tık tık

   Otelde kahvaltıda bu meyveyi gördüm ve hemen tabağıma almıştım birkaç parça. Görüntüsü beni cezbetmişti. Dışı böyle fuşya rengi gibi, içi beyaz ve üzerinde siyah noktalar vardı. O kadar uzak ülkelere gitmişken bilmediğimiz tatları denemek gerekir diye saldırmıştım. Ama bu meyve al beni diyordu :)). Tabağıma aldıktan sonra garsona bunun ne olduğunu sordum. Aldığım cevap Dragon Food oldu. Ejder yiyeceği ne olabilir ki acaba falan diye akıl yürütmeye çalıştım ama sonuçta çokta üzerinde durmadım. Nasılsa sonradan google amcaya sorup öğrenecektim :).

   Hemen tadına baktım ve emin olun size tarif edecek kelime bulamıyorum. Çünkü tadı yok bence :). İçi beyaz kremsi ve sanki çörek otu varmış gibi siyah çekirdekleri var. Bizim bildiğimiz kivi gibi yani siyah çekirdekli. Tatsız, tuzsuz birşeydi. Meğerse Dragon Food'un içi pembe renkli olanları varmış, onlar tatlıymış ve yemesi zevkliymiş. Ben Türkiye'ye döndükten sonra Dragon Food (Ejder Meyvesi)'u araştırdım ve sizlerle paylaşmak istiyorum.








   Dragon Food-Ejder Meyvesi'nin bir diğer adı Pitaya imiş. Bu Hylocereus cinsi bir kaktüs bitkisiymiş ve bu cins bitkiler sadece gece açtıkları için gecenin kraliçesi olarak bilinirlermiş.

Dragon Food-Ejder Meyvesi (Pitaya)'nin Faydaları;

1. Göz sağlığını korur
2. Tip-2 Diyabet hastaları için çok faydalıdır
3. Kalsiyumdan zengin olduğu için kemikleri güçlendirir
4. Rahim ve yumurtalık sorunlarında etkilidir
5. Yüksek tansiyonu dengeler
6. C vitamini, Magnezyum, Potasyum ve lif açısından çok zengindir
7. Akciğer, böbrek ve ince bağırsak hastalıklarında olumlu etkisi vardır.

   Bunlar benim bulabildiğim faydaları ama eminim daha çok faydası vardır. Ülkemizde de Mersin, Antalya gibi güney şehirlerimizde yetiştiriliyor ve satılıyormuş. Eğer bulabilirsem içi pembe olan Ejder Meyvesi'ni de denemek istiyorum. Merak edenleriniz olursa internette satışı yapılıyor siz de deneyebilirsiniz.

Şimdilik hoşçakalın ve takipte kalın :))

8 Mart 2016 Salı

Instagram Sunum Önemlidir

   Instagram artık hepimizin kullandığı sosyal platformlardan birisi. Ben arkadaşlarımı ve sonradan tanıdığım blogger arkadaşlarımı takip ediyorum. Hatta blogum için özel bir instagram sayfası da açmıştım geçenlerde. Yazısı için buraya buyurun

   Haftasonu instagramda keşfet kısmına göz atarken birkaç fotoğraf ilgimi çekti. Bunlar sofra fotoğrafları, kahve fotoğrafları ve evin belli başlı köşelerinde çekilmiş fotoğraflardı. O sayfalara girip hemen bir araştırma yaptım nedir bu diye. Meğerse bu bir furyaymış. Ben blog alemiyle ilgilenirken neler olmuş neler.

   Instagram hanımlarımız yeni bir akım başlatmışlar. #sunumönemlidir hash tag'ı ile binbir türlü sofra, kahve keyiflerini (bir de bunları photoshoplarla süsleyerek) paylaşıyorlar. Birbirlerini etiketleyerek kahveye çağırıyorlar. Fotoğraflarda yok yok diyebilirim. Evlerinin her köşesinden kareler mevcut. Ve bu hanımların binlerce takipçileri var. İlk etapta bu dikkatimi çekti. (takipçi sıkıntısı yaşayan biri olarak :)).

   İlgimi çektiği için o profilden bir diğerine geçe geçe bir sürü ev, mutfak gezmiş oldum. Neredeyse pazar günümü instagram'a ayırdım diyebilirim. Şimdi bu konuda bende oluşan izlenimlerimi anlatmak istiyorum.

1. Alt tarafı bir bardak kahve içilecek. Kahveyi yapmak 5 dk. ama fotoğrafını çekmek 35 dk. O kahve o fotoğraf çekilene kadar soğur arkadaş. Kahve fincanlarının yanına çiçekler, süsler, çikolatalar vs. ne ararsanız koyup fotoğraf çekiliyor. O değil de bu kadar tabak çanağı nereye sığdırıyorlar çok merak ediyorum. Bir örnek gösterebilirim bununla ilgili.




2. Salonun bir köşesinin fotoğrafı çekilmiş. Evdeki bütün süsler o köşede, bütün mumlar o köşede yanıyor. Rengarenk kırlentler askeri nizamda dizilmiş, altında da iyi geceler mesajı. Ertesi gün sabah yine aynı köşeden günaydın mesajlı bir fotoğraf. Ama o da ne kırlentler değişmiş, mumların yerine yeni süs eşyaları gelmiş. Yahu arkadaş bir fotoğraf için bu kadar getir-götür, düzelt, kırlentleri kabart falan nasıl bir sabırdır bu.

3. Birbirlerini takip eden bu kişiler, her gördüklerini alıyorlar. Bu yüzden herkesin evi artık aynı olmaya başlamış. Aynı saksılıktan bu hanımların hepsinde var. Aynı kırlentten, aynı çaydanlıktan, aynı fincandan... Herşeyleri aynı olmuş bu insanların. Çok masraflı... :)

   Şimdi sizlere soruyorum bu hanımlarımızın amacı nedir? Firmalardan hediye alıp sunarak tanıtımını yapıyor olabilirler. Buna bir şey diyemem özellikle ev hanımları için rahat bir çalışma şekli. Bir diğer fikrim de artık komşuluklar bitti herkes evini, eşyalarını göstermek için sanal komşuculuk oynuyor. Başka da birşey aklıma gelmiyor :)

İlgimi çekti paylaşmak istedim sizlerle :) Bu arada Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun :))

Şimdilik hoşçakalın ve takipte kalın :))

7 Mart 2016 Pazartesi

Beyaz ve Sağlıklı Dişlere Kavuşmanın En Pratik 5 yolu

Bugün hayalinizdeki beyaz ve sağlıklı dişlere en pratik şekilde kavuşma yollarını paylaşacağım. İşte dişlerimi korumamı sağlayan ve rahatça gülümseme nedenim 5 diş temizleme pratiğim :)

Beyaz ve Sağlıklı Dişlere Kavuşmanın En Pratik 5 yolu

1. Rutinlerinize Uyun

Hayatta en önemli şey sanırım sizin için iyi olan ne varsa alışkanlık haline getirmek. Spor yapmak, sağlıklı beslenmek gibi aslında kişinin kendisine bakması ve temizliğine dikkat etmesi de önemli. İşte bu yüzden diş temizliği rutinlerinizi belirleyin ve ona uyun.

Her sabah ve gece yatmadan önce dişlerinizi mutlaka fırçalayın! Bu alışkanlığınızı halen kazanamadıysanız bugün zaman kaybetmeden kendiniz ve diş sağlığınız için büyük karar verebilirsiniz.

2. Size Uyanı bulun!

Nasıl ki giydiğiniz kıyafetler tarzınızı yansımadığında kendinizi o kıyafetin içinde yabancı gibi hissediyorsunuz, aslında kişisel bakımlarınız da öyle. Diş ve diş ati yapınıza en uygun fırçayı bularak diş temizliğinizi daha verimli yapabilirsiniz.

3. Kendinize Zaman ayrın!

Bir şeyi yapıyor olmak kadar onu doğru sürede ve doğru şekilde yapmak da çok önemli. Özensiz bir biçimde yaptığınız hiçbir şey tam olmayacaktır. O yüzden dişlerinize ve kendinize zaman ayırın. Bu zamanı doğru fırçalama teknikleriyle yaparsanız emin olun kısa sürede farkı siz de fark edeceksiniz.

4. Bazı Ayrılıklar Çok Güzel!

Vedalar ve ayrılıklar hep can yakar ama aslında bazı ayrılıklar size çok iyi gelebilir :) Nasıl mı? 3 ayda bir diş fırçanızla vedalaşın ve hijyen açısından önemli bu değişikliği bir alışkanlık haline getirin.


5. Yol Arkadaşınızı İyi Seçin!

Geldik en önemli maddeye. Diş fırçanızı seçtiniz, kendinize zaman ayırdınız, her şeyi tam yaptınız ama diş temizliğinde istediğiniz verimi halen alamıyor musunuz? O zaman doğru diş macununu kullanmıyor olabilirsiniz. Bu konudan mustarip olanlara önerim; Procter and Gamble’ın dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana olacak.

Yeni İpana 3D White PERFECTION diş macunu İpana’nın en hızlı ve en güçlü beyazlatıcı diş macunu. Perfection diş macunu 3 Boyutlu Beyazlık ailesinin en ileri ve etkili beyazlatıcı diş macunu teknolojisini içerir. Böylece diş minesine zarar vermeden sadece 3 günde diş yüzeyindeki lekelerin %100’e kadarlık kısmını etkin biçimde çıkarıyor. Ben bu ürünü çok sevdim, satın almak isterim derseniz tıklayınız.

Tüm bu maddeleri eksiksiz yerine getirenler olarak bol bol gülümsemeyi hak ettik sanırım :)


P.S. Bana bu bilgiler yetmedi, ağız ve diş sağlığı üzerine daha çok şey merak ediyorum diyenleri aşağıdaki siteye alalım.

http://www.agizbakimuzmani.com/

#ipanaperfection  #gülüşünügöster

İçerik Kaynak: http://www.e-gunlugum.com/

Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=RZ5ymuChrW0


Bir boomads advertorial içeriğidir.

4 Mart 2016 Cuma

Bloglarda Mimlemek ve Mimlenmek

    Uzun zamandır bloglarda görüyoruz işte x,y,z bloglarını mimledim. Sonra hemen o x,y,z blogları "aaa mimlenmişim ben de u,v,t bloglarını mimliyorum" diyerek bir zincir oluşturuluyor. Bu herhangi bir konu hakkında olabiliyor.

    Ben şu ana kadar mimlenmedim, mimlemedim ya da mimlendiysem de haberim yok :)). Çünkü bana itici geldi bu durum, pek ilgilenmedim. Neden itici geldi hemen açıklayayım. Bu"mim" kelimesi beni rahatsız ediyor. Hatta 1-2 sene önce ilk kez "mimlendim" başlıklı bir blog yazısıyla karşılaştığım anı hatırlıyorum. Yazıyı okumadan önce içimden "bu arkadaş ne yaptı da mimlediler, kötü bir şey mi yazdı, adı kötüye mi çıktı?" diye düşündüğümü sizden saklamayacağım :))

    Bizim dilimizde "mim,mimlemek,minlenmek" kelimeleri olumsuz anlam taşır bildiğiniz üzere. Peki biz neden bu kelimeyi kullanıyoruz? Yabancı bloglarda hangi kelime kullanılıyor bilmiyorum. Acaba biz Türkçe'ye çevirirken mi yanlış çevirdik ya da yanlış anladık?

    TDK'da ki anlamları gayet açık ve net. Bakın mimlemek ve mimlenmek bu şekillerde açıklanmış.
Şimdi ben olaya kendi açımdan bu şekilde bakıyorum. Olumsuz anlamlı kelimelerle ve anlamı kötü olan kelimelerle neden birşeyler yapmaya çalışıyoruz? Kelime hazinemiz mi tükendi?



blog mimlemek


    Sonuç olarak; şu ana kadar beni kimse mimlemedi ve mimlenmek te istemiyorum açıkçası. Mimleyenler olursa da bu furyaya katılamayacağım. Eğer olurda zamanla bu kelimenin yerini olumlu,eğlenceli bir kelime alırsa o zaman bu oyuna, paylaşıma katılabilirim. Sizin fikirleriniz farklı olabilir saygı duyar,takip ederim. 

    Şimdilik hoşçakalın ve takipte kalın :))

3 Mart 2016 Perşembe

Dr. Oetker Mug Cake Deneyimi

Merhabalar,

    Biliyorsunuz ben çalıştığım için mutfakla çok fazla haşır neşir olamıyorum. Akşamları eve geldiğimde akşam yemeğini ancak hazırlayabiliyorum. Öyle hamur işleri, kekler, pastalar vs. haftasonları yapabiliyorum. O da üşenmezsem :))

    Bu yüzden daha çok pratik ürünleri tercih ediyorum. Hafta içi bile yapabiliyorum böylece canımız istediğinde. Bu konuda da Dr. Oetker'in birçok ürünü imdadıma yetişiyor açıkçası.

    Bu ürünlerden bir tanesi de Dr. Oetker Mug Cake. Geçen hafta markette alışveriş yaparken gözüme çarptı ve denemek için iki tane aldım. Biri çikolatalı diğeri de çikolata-fındık aromalı olanıydı. Eşim çikolatalı herşeyden pek haz etmiyor maalesef, hiç bana çekmemiş :))

    Dün akşam canım tatlı birşeyler istedi ve mug cakeler aklıma geldi. Hemen mutfağa koştum ve yapılışına baktım. Süt lazımdı. Sütüm varmıydı acaba diye bir heyecan yaptım ve hemen buzdolabına koştum ve süt kutusunu görünce kocaman bir tebessüm belirdi yüzümde :))


kakaolumugcake

    Hazırlanışı çok basit toplamda en fazla 5 dakikanızı alır. Önce bir kahve kupasına 4 yemek kaşığı sütü koyuyoruz. Daha sonra 1 paket Dr. Oetker Mug Cake tozunu bu sütün içerisine döküp, iyice eriyene kadar karıştırıyoruz. Bu işlemden sonra da hemen mikrodalgaya kupamızı yerleştirip pişiriyoruz. Paketin arkasında 800 watta 50 saniye pişirin deniliyor. Benim mikrodalgam dijital değil o şekilde ayarlayamıyorum ama ben şu şekilde pişirdim. Pişirme ayarına getirdim ve 1 dakikaya ayarladım. O 1 dakika içinde mug cake pişerken ikinciyi hazırladım hemen. 




İşte benim çikolatalı mug cake'im :))

    İsterseniz 1-2 dakika soğuduktan sonra ters çevirip bir tabağa koyabilirsiniz ama ben parçalarım diye tedirgin oldum ve kupada yemeyi tercih ettim :) Tadına gelince... Sonuçta 1 dakikada hazırlanmış bir kekten %100 başarı bekleyemezsiniz ki ben de öyle bir beklenti içinde değildim. O fırında pişirdiğimiz kek tadı tabii ki yok. Biraz daha köpük gibi yani böyle tok tok bir kek değil. Çikolatalıya göre eşime yaptığım çikolata-fındık aromalı olanın tadı daha güzeldi. Eşimde fena değil diye yorum yaptı sadece :))

    Benim haftaiçleri anlık abur-cubur ya da tatlı krizlerim için şimdilik tercihim Dr. Oetker Mug Cake. Bir de mikrodalgada hazırlanan pudingleri de var ama daha denemedim. Onu da en kısa sürede deneyeceğim.

    Şimdilik hoşçakalın ve takipte kalın :))

Not: Bu bir reklam değildir.

1 Mart 2016 Salı

Diriliş (The Revenant) Filmindeki 2 Unutulmaz Sahne

En iyi yönetmen (Alejandro Gonzales Inarritu) ve en iyi erkek oyuncu (Leonardo di Caprio) dallarında Oscar ödülü almış olan Diriliş-The revenant- filmini izlemeye gittiğimizde, film hakkında hiçbir fikrim yoktu. Ne yorumlarını okudum ne de fragmanlarını izledim. Eşim her türlü bilgiye sahipti, mutlaka filmi görmek istiyordu ama ona da filmle ilgili bir şey sormadım. Sadece filmi izleyip objektif olarak bakacaktım olaya :)

Sinemadan çıktığımızda 2 sahne beynime kazınmıştı. Bu 2 sahne zaten sosyal medyada da en çok bahsedilen sahnelerdi. Sizlerde filmi seyretmemiş olsanız bile bu sahneleri internetten görmüşsünüzdür.

1. Ayı saldırısı sahnesi
2. At sahnesi


1. Ayı Saldırısı: Bu sahne başladığında 5-10 saniyelik bir saldırı sahnesi zannettim. Ancak bitmek bilmeyen bir sahneydi ve o kadar gerçekçiydi ki, bazı bölümlerine bakamadım. Yakın çekim olması nedeniyle de sanki canlı canlı önümde bu saldırı yaşanıyor gibiydi. Çekimlerde ayı için bir dublör kullanılmış. Dublörümüzün adı Glenn Ennis. Yönetmen Alejandro Gonzales Inarritu ile en gerçek ayı davranışlarını öğrenmek için uzun bir süre çalışmışlar. Kendisine mavi renkte bir ayı kostümü giydirilmiş, daha sonra özel efektlerle bilgisayar ortamında ayı görüntüsü yerleştirilmiş.




2. At Sahnesi: Bu bölümde Leonardo di Caprio yerlilerden at ile kaçarken uçurumdan atıyla birlikte düşüyor. At ölürken Di Caprio hayatta kalmayı başarıyor. Hava buz gibi, tipi var ve Di Caprio kendisini donmaktan kurtarmak için atın iç organlarını çıkarıyor, tamamen soyunup atın içine girip uyuyor. Bu sahne başladığında yani tam iç organlarını çıkarırken; eşimle birlikte o çıkardığı organları yiyeceğini düşünmüştük (Filmde çiğ hayvan eti yeme sahneleri mevcut). Ancak kendine yatmak için yer hazırladığını sonradan anlamış olduk. :) Bu sahne aslında Yılmaz Güney'in 'Yol' filminde olan bir sahneymiş. Ancak o dönem bu sahne akşamüstü çekildiği için karanlık çıkmış ve filmden çıkarılmış. Yönetmen Alejandro Gonzales Inarritu bir röportajında Yılmaz Güney hayranı olduğunu ve onun filmlerini izledikten sonra yönetmen olmaya karar verdiğini söylemiş. Gurur verici öyle değil mi?


Eğer Diriliş filmini izlemediyseniz mutlaka tavsiye ediyorum. Genelde Oscar adayı filmler bana hep sıkıcı gelirdi ama bu sefer bu yargımdan kurtuldum bu film sayesinde. Eğer izlediyseniz de fikirlerinizi paylaşırsanız beni mutlu edersiniz.

Şimdilik hoşçakalın ve takipte kalın :))


Blogger Tema Tasarım : Sosyal Medya Kafe
İSTANBULLUKOKOSH COPYRİGHT © 2014 TÜM HAKLARI SAKLIDIR.BLOGUMDA YAYINLANAN YAZILARIN VE RESİMLERİN İZİNSİZ KULLANILMASI 5846 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ YASASINA AYKIRIDIR.